Kıymetlim dini sohbet

Kıymetlim

Bugün evliliğimizin kaçıncı yılı biliyor musun?! İçimizde kaç yıldır büyütüyoruz, aşk ve sevgi çiçeğimizi… Bazen unuttuk, ona su vermeyi… Bazen pişman olduk unuttuğumuz için, koştuk, kenetlendik, suladık, dirilttik!.. Yıllar hep böyle akıp geçti sevdiceğim… Kâh koştuk, kâh düştük, kâh birbirimizi kaldırdık yerden… Kâh tö…kezledik, sendeledik… Ama bırakmadık birbirimizi…

Hiç bırakmayalım, kıymetlim!.. Hiç yalnız koma, hayat denen bu çileli yolda… Sen, bu engebeli yolda benim dayanağım, bastonum; dünyâ arkadaşım, âhiret yoldaşımsın!..
Continue reading »


Namazda Edebli Olmak

Namazda Edebli Olmak

Hz Peygamberin bir veya iki kere yaptığı ve devam etmediği şeye edep, mendup veya müstehap denir Rüku ve secdede tespihlerin üçten fazla yapılması, sünnet olan okuyuştan fazla kıraatte bulunulması gibi Edepler sünnetleri tamamlamak için meşru kılınmıştır Hanefilere göre namazın edepleri şunlardır (bk Buhari, Salat, 9; Ebû Davud, 106,107)

1) Erkeklerin iki avuçlarını iftitah tekbiri alırken yenlerinin içinden çıkarması menduptur Bu durum da tevazua daha yakındır Ancak soğuk gibi zaruret hali müstesnadır Kadınlar ise kollarının açılmamsı için ellerini elbisenin altından kaldırırlar

2) Namaz kılan kişinin ayakta iken secde edeceği yere, rükuda iken ayaklarının üst kısmına, secdede burnunun iki kanadına otururken kucağına selam verirken omuzlarına bakması menduptur Bunu yaparken hûşu içinde ve ihsan derecesinde namaz kılma gayreti olmalıdır Rasûlullah (sav) ihsanı şöyle tarif etmiştir: “Allah’a, sanki O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da o seni görmektedir (bk Ebû Davud, Sünnet 16)
Continue reading »


Şükretmek Dini sohbet

Sual: Allah’a hamd etmenin, yani Elhamdülillah demenin hükmü nedir? CEVAP: Hamd etmenin hükmü yerine göre değişir. Birkaç örnek verelim: Vacib olanlar: Namazda hamd etmek vacibdir. Fatiha suresi okumakla hamd edilmiş olur.
Sünnet olanlar: Duaya başlarken, hutbede ve yiyip içtikten sonra hamd etmek sünnettir. Müstehab olanlar: Duaların sonunda hamd etmek müstehabdır.
Mubah olanlar: Her hatırladıkça hamd etmek mubahtır. Haram olanlar: Haram bir şeyi yiyip içtikten sonra hamd etmek haramdır. Küfür olanlar: Domuz eti, şarap gibi kesin haram olan bir şeyi yiyip içtikten sonra hamd etmek haramdır, hattâ haramlığına önem verilmezse küfür olur. *** Sual: Ayakta namaz kılınca elde olmadan yel veya idrar kaçıran yahut yarası akan kimse, oturunca bu akıntılar olmuyorsa, namazı ayakta kılmayıp, oturarak mı kılar?
CEVAP: Evet, oturup îmâ ile kılınca, bu özürler akmayıp kesiliyorsa, îmâ ile kılmak gerekir, çünkü sargıyla, bantla, ilaçla veya başka bir yolla akıntıyı durdurmak vacibdir. (S. Ebediyye) Eğer yukarıda bildirilen özürlere mani oluyorsa, îmâ ile kılmak, akıntı devam ederken ayakta kılmaktan daha uygundur. (Halebi) Akıntısı sadece secde hâlinde gelen, secdeyi terk eder. Akıntısı sadece ayakta gelen ise, kıyamı terk edip akıntı gelmeyecek şekilde oturup îmâ ile kılar. Eğer böyle akıntılı durumlarda, Mâlikî mezhebi taklit edilirse, bu özürlerin hiçbiri abdestini bozmaz. O zaman îmâ ile kılmak gerekmez. Bu bakımdan Mâlikî’yi taklit ederek kılmak iyi olur. *** Sual: Fatiha, kıyamda unutularak peş peşe iki kere okunsa secde-i sehv gerekir mi? CEVAP: Unutularak ilk iki rekâtta okunursa secde-i sehv gerekir. Üçüncü ve dördüncü rekâtlarda okunursa secde-i sehv gerekmez, çünkü son iki rekâtta Fatiha okumak sünnettir. Diğer sünnetleri unutarak iki defa okumak da secde-i sehvi gerektirmez. Mesela Sübhaneke ve Salli Barik’ler unutularak iki defa okunsa secde-i sehv gerekmez. *** Sual: Düğünden önce, kıza altın bilezik vesaire veriliyor. Nikâhta mehir konuşulmazsa, mehir yerine geçer mi? CEVAP: Evet, geçer. *** Sual: Altın lira olarak alınan borç ödenirken, altının o andaki piyasa değeri para olarak veya yağ, pirinç veya başka şey verilse uygun olur mu? CEVAP: Alacaklı kabul ederse uygun olur.


İslâm’da ilim ve ilme verilen önem, İlim öğrenmenin kazandırdıkları

İslâm’da ilim ve ilme verilen önem, İlim öğrenmenin kazandırdıkları

İslâm’da ilim ve ilme verilen önem, İlim öğrenmenin kazandırdıkları
Türkçe’ de “ilim” bilme, bilgi, bilim gibi kelimelerle karşılık bulur. Kuran-ı Kerim’de 725 yerde “ilim ve türevleri” olan kelimeler geçmektedir. Ayrıca akıl, fikir, nazar, ibret gibi ilimle yakından alakalı birçok kelimede yüce Kitabımızda çokça yer alır. K.Kerim’de bu kavramların bu kadar çok geçmesi İslam’ ın ilme verdiği değeri gösterir.
“Allah, kendinden başka ilah olmadığına şahittir. Meleklerle ilim sahipleri de hak ve adalet üzere durarak şahittirler. Ondan başka hiçbir ilah yoktur, aziz ve hâkimdir. (Ali-İmran suresi 18)
“Allah içinizde iman edenleri yüceltir; bunlardan kendilerine ilim verilmiş olanların kat kat derecelerle yükseltir.(Mücadele suresi 11)
“(Habibibim) de ki; hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?(Zümer suresi 9)
İlim Allah’ın insanlara vermiş olduğu akıl nimetinin vazgeçilmez ihtiyacıdır. Çünkü insanın onuru ile bağdaşmayan her türlü eksiklik, yanlışlık ve çirkinliklerden korunmasının en güvenilir yolu ilim sahibi olmasıdır. Bütün İslam bilgin ve düşünürleri; “İnsanın kendi kişiliğine karşı ilk görevlerinden birisi de ilimle bezenmesidir.” derler

Peygamberimiz (s.a.v) “Alimlerin Abid’e üstünlüğü, dolunay gecesindeki ayın yıldızlara üstünlüğü gibidir..” (Ebu Davud-ilim 12), “İlim öğrenmek her Müslüman farzdır.” (İbni Mace-İmam Ahmed)

Öğrenilmesi gereken ilim iki kısımdır. Farz-ı ayn ve Farz-ı kifaye olan ilimler;
Her müslümanın içinde bulunduğu halle ilgili ilimleri öğrenmesi farz-ı ayn’dır. İslam’ın temeli olan kelime-i şehadet,namaz, oruç, (malı varsa) zekat ve hac farz olduğu için, her müslümanın bu ibadetlerin farz hükümlerini bilmesi farz, vaciplerini bilmesi vaciptir.
Ticaretle uğraşan kişilerin alış-verişle ilgili hükümleri bilmesi farz-ı ayn’dır. Ayrıca her müminin Allah’a yönelme, tevekkül, Allah’tan hakkıyla korkma, hükmüne razı olma gibi kalbi bilgileri öğrenmesi’ de farzdır. İnsanın günlük yaşamını devam ettirmesi için gerekli ilimleri öğrenmesi farzdır. Meslek erbabının da kendi mesleği ile ilgili bilgileri öğrenmesi farzdır.
Farz-ı kifaye ilimler ise, Müslümanların bir kısmının öğrenmesinin yeterli olduğu ilimlerdir. Mesela tıp ilmi farz-ı kifayedir. Toplumda bazı insanlar öğrenirse yeterlidir. Bununla beraber bir doktorun kendi mesleğini iyi öğrenmesi farz-ı ayın olur.
İlmin yaşı ve yeri yoktur. “Onlardan bir kısmı din ve şeriat ilimlerini öğrenmek için geri kalsın…..” (Tevbe 122) ayeti Kerimesinde savaş sırasında bile ilim korunmuş. İnsanlar cahil kalmasınlar diye ilim ehlinden bir kısmının savaşa gitmemesi, insanları irşad etmesi emr olunmuştur.
Peygamberimiz (s.a.v) “Beşikten mezara ilim talep ediniz.” Buyurmuştur. Her müslümanın vakit geçirmeden ilme başlamasını, tamamlayamasa’ da mükâfatını göreceğini ifade etmişlerdir. Rivayete göre; İmam-ı Azam’ın talebesi Hasan b.Ziyaf 80 yaşında iken fıkıh ilminin tahsil etmeye başlamış, bundan sonra 40 sene fıkıh öğrenmiş, 40 sene fetva vermiş ve 160 yaşında vefat etmiştir.
İbni Mes’ud ve İbn’i Abbas (r.a) “İlim, Çin’de bile olsa öğreniniz” (Taberani) “İlim yitik mal gibidir, arayıp bulmalıdır”. Atasözümüzün ve en önemlisi Ayet ve Hadislerin ifadelerinden de anlaşıldığı gibi, her insan yaşı, cinsiyeti, medeniyeti ne olursa olsun her yerde doğru ilmin peşinde koşmalıdır. Bize Allah’ı bulduran ve ulaştıran, her ilim insana gereklidir. Evet, İlmin kaynağı Kuran-ı Kerim’dir. Kuran- Kerim’in ilk inen ayetlerinin “Oku, Allah’ın adıyla oku! Oku; Rabbin en büyük Kerem sahibidir. O kalemle yazmayı öğretendir. İnsana bilmediğini öğretti.”(Alak suresi 1–5) olması; bize ilim öğrenmenin insana ne büyük bir şeref nimet ve lütuf olduğunu açıkça göstermektedir.
İlim Allah’ın sıfatlarındandır. Allah kullarında cehaleti değil, ilmi görmek ister. Peygamberlerde yeryüzüne cehaletle savaşmak, hakkı hâkim kılmak, böylece tüm insanların hayır ve saadete ulaşmalarını sağlamak için gönderilmişlerdir.
Continue reading »


Tekrar Dönüş Yoktur dini sohbet

Tekrar Dönüş Yoktur

Kur’an-ı Kerim’de tekrar bedenlenmenin, yani dünyaya tekrar dönüşün olmayacağına dair kesin delillerden biri de şu mealdeki ayetlerdir:

“Onların, ateşin başında durdurulmuş iken: – Ne olurdu keşke (dünyaya) geri döndürülseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık, (inanan) müminlerden olsaydık, dediklerini bir görsen. Hayır, daha önce gizlemekte oldukları onlara göründü. Geri döndürülselerdi, menedildikleri (yasaklandıkları) şeyi yapmaya dönerlerdi. Çünkü onlar yalancıdırlar.”
Continue reading »


Hayat ve Ölüm dini sohbet

Hayat ve Ölüm

Bu değişmez gerçeklerin en önemlisi ve en başta geleni hayat ve ölüm gerçeğidir.

Allah, Kitabı Kur’an-ı Kerim’de hayatı ve ölümü imtihan için yarattığım beyan etmektedir. Pek çok ayette bu husus ifade edilir. Sözgelimi Mülk suresi 67/2. ayetine göre hayat ve ölümün yaratılmasının sebebi amel yönünden kimin en iyi olduğunun belirlenmesidir. Ayrıca insanın yaratılışı, ona hayat verilişi, yaşayışının safhaları ve nihayet ölümü Kur’an’da açıkça ve uzunca işlenir, bütün bunların yaratıcısı Allah’tır.
Continue reading »


Cin ve Şeytan

Cin ve Şeytan

Sözlükte, “gizli ve örtülü varlık, görülmeyen şey” anlamına gelen cin, terim olarak duyu organlarıyla algılanamayan, çeşitli şekillere girebilen; ateşten yaratılmış, manevî, ruhanî ve gizli varlıklara verilen bir addır.

Cin kelimesi geniş anlamıyla ele alındığında, insan kelimesinin karşıtı olarak kullanılır ve herhangi bir kayıtla sınırlandırılmamışsa, duyu organlarından gizlenmiş bütün manevî varlıkları ifade eder. Dar anlamıyla ise cin kelimesi, ruhanî varlıkların bir kısmını belirtmek için kullanılır. Çünkü gözle görülmeyen ruhanî varlıklar: Hayırlı olan ve Allah’ın emrinden çıkmayan ve insana iyi şeyler ilham eden melekler, insanı aldatan ve şerre yönelten şeytanlar, hem hayırlıları hem de şerlileri bulunan cinler, olmak üzere üçe ayrılmaktadır.
Continue reading »


Adalet ve Eşitlik İlkelerine Sığınma

Adalet ve Eşitlik İlkelerine Sığınma

Reenkarnasyon taraftarlarının iddiası adalet ve eşitliğin olmadığı, adalet ve eşitliğin sağlanması için tekrar bedenlenmeye ihtiyaç olduğudur.

Adalet için dünyada yaşama süresi ve imkanlar bakımından eşitlik istemek, Hakim olan Allah’a vücub istemektir. Vücub, farz kılma, gerekli kılma insandan Allah’a değil, Allah’tan insana doğrudur. Bununla beraber adalet için eşitlik hangi alanda mümkün olabilir? Kişisel hayattan, aile hayatından itibaren insan hayatı bütünüyle yekdiğerinden farklıdır, insanların bilgi düzeyleri, yaşadıkları zaman ve mekan, sahip oldukları kabiliyetler ve imkanlar farklıdır. Adalet için eşitlik dendiği zaman farklı, apayrı, başka bir dünya istenmektedir. Farklı bir dünyayı yapma ve yaratma ancak Allah’ın işidir. Ancak Adil ve Hakim olan Allah bu güzel dünyada insanların bütün fiillerini adalet ölçüleri içerisinde hiç kimseye zerre miktarı zulüm yapmadan değerlendirecektir. O zaman adalet için eşitlik sağlanmış olacaktır.
Continue reading »


İslam’da Çocuk Yetiştirmek

İslam’da Çocuk Yetiştirmek

Çocuk Allah’ın insana bir lutfudur. Ana-babalara da birer emanettir. Çocuk doğduğunda kulağına ezan okunur ve böylece hayata başlamış olur. Çocuk anadan doğduğunda tertemizdir. Ekilmemiş toprak gibi, işlenmemiş alçı gibidir. O mevsimde çocuğa ne verilirse onu alır. Çocuk boş kaset gibidir. Kasete ne doldurulursa onu alır. Toprağa ne ekilmişse o biçilir. Alçı nasıl kalıba konulursa öyle şekillenir. Çocuk da öyledir. Çocuğa, İslam’ı öğretirsek Müslüman, Hırıstiyanlığı öğretirsek Hırıstiyan, Yahudiliği öğretirsek Yahudi olur. Kısaca; biz hangi dine mensup isek çocuk da o dine mensup olur.
Continue reading »


SOMUNCU BABA

Âlim ve veli bir zattır. Asıl ismi Hamiddir. “Somuncu Baba” lakabıyla meşhurdur. 1349da Kayseri’de doğdu. Şam’a gidip ilim öğrendi. Orada pek çok velinin sohbetlerine katıldı. Manevi yol ile Bayezid-i Bistami’den feyz aldı. Tebriz yakınlarında Hâce Alâeddin-i Erdebiliden ilim öğrendi. Tasavvufta üstün derecelere kavuştu. Hâce Erdebili, bir gün Hamid-i veli’ye; “Artık öğrendiğin ilmi, insanlara öğretmek üzere Anadolu’ya git” buyurup, ona izin verdi. Hâce, onu talebeleriyle birlikte, “Şemseddin-i Tebrizi Makâmı” denilen yere kadar uğurladı. Sonra onu haset edenlerin de bulunduğu topluluğa dönerek; “Hamid’in arkasından bakın. Eğer dönüp bizden tarafa bakarsa, Anadolu’da onun ilminden istifade ederler. Bakmazsa, onun ilminden hiç kimse istifade edemez” buyurdu. Oradakiler merakla Hamid’in arkasından bakmaya başladılar. Hamid-i veli, gözden kaybolmadan önce iki defa arkasına baktı. Onu haset edenler, yanlışlıklarını anladılar.
Continue reading »